Muhteşem bir Türkiye mümkün: Dr. Rüştü Bozkurt
Ortak Düşünce Platformu’nun bu ay ki konuklarından biri de Dr. Rüştü Bozkurt’tu. Sayın Bozkurt’un mikro ve makro ekonomi üzerine yaptığı izlenimler oldukça çarpıcıydı. Makro düzeyde rekabet ve pazar için çok ilginç ve yerinde tespitler yapan Bozkurt şunları söyledi. “Tüketici değerleri, beklentileri ve davranışları değişecek. Teknoloji kalite homojenitesi yaracak. Bir cam bardak ele alalım. Bu cam bardak Fransa’da Duran firmasında üretildiğinde 35 kere yıkanıyor. Paşabahçe üretirse 30 kez, Endonezya’da ise 10′u bile bulmuyor. Siz bu bardakları tezgaha koyunca, tüketici fiyatından dolayı Endonezya malına gidiyor. Çünkü bu teknoloji beş duyu organıyla fark edilemiyor. Üç kuşak dericiye suni deriyi gösterdiğinde tanıyamıyor. Çünkü bu ancak laboratuvar düzeyinde anlaşılabiliyor. Teknoloji kalite homojenitesi yarattığı için, ürünlerinizi satmanız marka ve imaja bağlı. Marka ve imaj yaratmanız için de ülke imajı çok önemli. Onun için de coğrafi sınırların kalkması, coğrafi yalıtımın kalkması, görsel ve her türlü iletişimin, mobilitenin artması gerekmektedir.” Türkiye’de marka ve imaj için çalışmalar var ancak oldukça yetersiz. Bugün Turquality’nin yürttüğü proje, Dünyanın devlet destekli ilk ve tek markalaşma programıdır. Tüm sektörlere hitap eden program, ihracat yapan firmalar için güzel bir fırsat. Ancak ülke imajımızı belirleyen en önemli faktör, bana göre gurbetçilerimizdir. Türkiye’yi yurt dışında temsil eden mühendis, doktor, işçi, işveren, öğretmen ve hatta birey olarak tüm vatandaşlarımız, bizim imajımızı çizer. Bu konuda ise Avrupa’da pek sevilmediğimizi söyleyebilirim.
Rekabette diğer can alıcı nokta ise innovasyona dayalı rekabet. Bu rekabet için Bozkurt şunları söyledi. ”İnnovasyona dayalı rekabet sessiz bir süreçtir. Ekonomik fazı olmadan yapılamaz. Ancak ar-geye ayrılan fonlarla yapılır. Örnek olarak, bütün Türkiye’de mobilya sanayi %40 gerilediği halde İstikbal 13 % büyüdü. Çünkü geçtiğimiz yıl 15 milyon doları argeye yatırdı. Büyük kobilerden 15-20 % büyüyen de var. Ama asıl mesele, siyaseti geçmiş jargondan çıkarıp, bu eksene koymazsak, siyasetimizi bunlara göre şekillendirmezsek, tutarlı bir siyaset üretemeyiz.” Türkiye için hala ekonomi üzerinden siyaset yapılamıyorsa, biz makro pazarda neleri kaçırdığımızı dahi bilemeyiz. En son arge yapan kurumlarda vergi indirimi gibi teşviklerle hükümet buna gaz verdi. Ancak bizim iç siyasetimiz ve keza dış siyasetimiz çoğunlukla etnik, çeteleşme, örgütleşme konuları üzerine çakılı kaldı. Bu çivileri söküp, siyaset dengesini ithalat-ihracat, işsizlik, üretim ve borçlar üzerine kurduğumuz zaman ancak uluslararası arenada da ülkemizi ekonomik değerleriyle temsil edebiliriz. Bugün AB için konuşulanlara bakın, Kıbrıs, Kürt sorunu (demokratikleşme sorunu) ve Ruhban okulu gibi etnik ya da dini değerler üzerine konuşlanmış bir siyaset var. İç siyasetimiz olduğu gibi dışarıya yansımış durumda. Asıl AB kriterleri olan enflasyon, yaşam standardı, işsizlik gibi can alıcı konular sanki tamammış gibi bu etnik ve dini meseleler üzerinden AB’ye gireceğimiz havası estiriliyor. Türkiye’nin asıl sorunlarından birinin gündem sorunu olduğunu da atlamayan Bozkurt, “Gündemlerimiz iki günde bir değişiyor. Tek bir gündem yakalayıp, onun üzerine yeterince tartışma yapıp, fikir üretemiyoruz. ” dedi. Aslında tartışılıyor, fikir üretiliyor ancak ürettiğiniz fikri satamıyorsunuz çünkü gündem pazarında muhatabınız kalmıyor.
Ranta değil, üretime dayalı teşvikler, projeye dayalı destekler, tarım ve hayvancılıkta küçük yapılanmalar yerine büyük çiftlikler ve üretimler, enerjide dünya trendini yakalamak; barajların yerine rüzgar, nükleer enerji gibi alternatifler oluşturmak bunların hepsi mümkün. “Balkanlardan Çin’e kadar ki coğrafyada Türkiye’nin sahip olduğu kadar potansiyel ve girişimciye sahip tek bir ülke yok” diyor Bozkurt. Bozkurt’un bahsettiği coğrafyada ne tarım çeşitliliği, ne turizm olanakları, ne de enerji imkanları Türkiye kadar zengin bir ülke yok. Bu doğal kazanımı, işleyecek insanımız da mevcut. Ancak bu doğal kazanımı işleyemiyoruz. Amerikan üniversitelerinden MIT’den bir Türk öğretim üyesinin makalesinde şöyle diyor “Ne coğrafya, ne yeraltı zenginlikleri yer üstü zenginlikleri ne politikalar değildir zenginliği yaratan, kurumların işleyişidir.” Biz aynı konuları dönderip aktarıp yeniden gündeme oturtarak, ülke genelini ilgilendirmeyen konularla manşet yapıp tartışırken, hukukumuzdan işletmelerimize kadar kurumlarımızın işletmesini yeteri kadar gündemimize alamıyoruz. Bozkurt’un önemli bir tespiti de “Bugüne kadar siyaset, emek-siyaset eksenine göre oldu çünkü üretim emek sermaye eksenine dayanıyordu. Ancak 2000′ li yıllarda siyaset o eksenden çıkarak, yaratıcı-yenilik eksenine kaydı. Eğer siyaseti bu eksene göre kitlelerin oluşumuna dayalı yapmazsanız başarılı olamazsınız.”
Özetle siyasetin yürüdüğü yolu değiştirmesi, 50 yıllık jargonu bırakması, halkın refahını etnik ya da dini haklara değil ekonomiye dayalı gerçekleştirmesi gerekiyor.
1945 yılında Niksar’ın Sorhun Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde, Ortaokulu Niksar’da, Lise’yi Tokat’da bitirdi. Bursa Eğitim Enstitüsü’nden Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak mezun oldu. Eskişehir’de Tunalı Ortaokulu’nda öğretmenlik yaptı. Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin gece bölümünü bitirdi. Eskişehir’de yayınlanan Web Ofset (Günaydın) Grubu’nun Sonolay Gazetesi’ne geçti. Bu gazetede yöneticilik ve yazarlık yaptı. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde öğretim üye yardımcılığı yaptı.
Bu kurumda, “Kentçi Ulaşım Sistemi’nde Araç Satın Alma Karar Süreci”nin işleyişini irdeleyen tezini vererek, doktor unvanını aldı. Akademi’den ayrılarak Şişecam’a geçti. Emekli oluncaya kadar bu kurumda Planlama Uzmanlığı, Planlama Müdür Yardımcılığı, Planlama Müdürlüğü ve Genel Sekreterlik görevlerini yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayınlanan Rüştü Bozkurt, özellikle KOBİ’lerin sorunlarıyla, 1980’li yılların başlarından bu yana ilgileniyor ve Türkiye’nin çok değişik yörelerinde, küçük işletmelerin sorunlarını tartışan konferanslar veriyor. Kendimizi Sorgulamak, İşletme Odağı, Kendine Ayna Tutan Yönetici ve İşleyen Kurumlar Yaratmak isimli dört kitabı yayınlanan Bozkurt, 1980’lı yılların başlarından bu yana, Dünya Gazetesi’nde, yönetim konusunda haftalık yazılar yayımlıyor ve iş hayatına halen Dünya Gazetesi’nde devam ediyor.
