Kentin Sosyal Değişiminde Bizimköylüler Derneği
Şehir içinde gezerken, etrafımıza baktığımız zaman şuralılar derneği, buralılar yardımlaşma ve dayanışma derneği gibi levhaları görüyoruz. Bu dernekler niçin var? Ne ihtiyaçla, hangi amaca yönelik kurulmuş, bunların altında yatan psikososyal nedenler neler?
Köyden kente göç, son 15 yıldır büyük bir hızla ilerliyor. Bu göçlerle beraber birlikte, geçmişte şehirde yaşayanlarla, köyden gelenler arasında sosyal ve kültürel farklar doğdu. Şehirleşemeyen köylüler, yeni şehirliler oldu. Bir de metropol sakinleri var ki onların kültürü bu kalabalıkta yalnızlaştı, soyutlandı ve semtlere sıkıştı. Örneğin Arnavutköy, Bebek sakinleri, bu semtlerin dışında bir yere pek kımıldayamadı. Yine bu büyük göç, şehirlerde varoş ya da gecekondu denilen yapılanmalara neden oldu.
Köylerdeki cemaat tipi davranış kalıpları, şehirlerde cemiyet tipi davranış kalıplarına dönüşerek yeni kurumlar, yapılar ve mekanizmalar oluşturdular. İşte yöre dernekleri bu mekanizmanın ürünüdür. Gittiği şehire adapte olmak yerine, kendi yöresinden insanlarla bir arada olabilmek, hemşehrileri ile sosyal ve ekonomik anlamda işbirliği yaparak ayakta kalabilmek adına kurulan derneklerdir. Ancak bu örgütleşmenin aynı şivede, aynı yörede, aynı örfte buluşması, kentli köylüleri daha da yalnızlaştırdı. Türkiye, hemşehricilik yapmanın zararlarını yıllar boyu çekti, çekiyor. Bu yöresel dernekler özellikle doğu ve karadeniz illerinin, ilçelerinin ve kasabalarının ve hatta köylerinin adına kurulan birliklerdir. Gelişmiş şehirlerin ise böyle şeylere ihtiyacı yoktur. Bugün Bursalılar, Kocaelililer derneği gibi şehirlerin başka şehirlerde derneği yoktur.
Bu dernekler sivil toplum örgütü olarak değil, neredeyse hepsi erkeklerin toplanıp kıraathane olarak kullandığı, bir de kına gecesi, mevlüt, düğün organizasyonlarına ev sahipliği yapmanın ötesine geçemiyor. Türkiye’de nereli olduğumuzun ne önemi var? Bugün İstanbul’da ne kadar İstanbullu, Ankara’da ne kadar Ankaralı var? Doğduğumuz yerlerin sorunu, ne kadar bizim sorunumuzsa, başkalarının da o kadar sorunu. Ancak yaşadığımız yer, öncelikle bizim sorumluluğumuzda. Bugün Hakkari ile Giresun’un sorununları Adana’da ve Çanakkale’de yaşayanları ne kadar ilgilendiriyorsa, İstanbul’daki Giresunluyu da o kadar ilgilendiriyor. Şehirlerin tümü aynı bütçeden belli oranlarda pay alıp, o bütçeye kendilerince gelir gönderiyor. Sorunlarımıza da, güzelliklerimize de hep beraber sahip çıkmalıyız. Bu yüzden yöre dernekleri ya işleyişini değiştirmeli, ya da kıraathane izni almak yerine dernek kurayım zihniyetine bırakılmamalıyız.
Yörecilik, hemşehricilik, şivecilik, ırkçılık, şövenistlik gibi olgularla insanları birbirinden uzaklaştırdığı gibi; adam kayırma, yandaş oluşturma, rant sağlama, çeteleşme gibi daha kötü sonuçlara ulaştığı gerçeğini de görüyoruz. Memleketimiz bir tane. Neresinde doğduğumuz değil, neresinde yaşadığımız önemli. Bir hemşehricilik yapılacaksa yaşadığımız yeri seçmeliyiz, geldiğimiz yeri değil.