Milli Eğitim ve YÖK Üzerine
Milli eğitim, bir ülkenin can damarıdır. Önemli sayılabilecek tüm değerler, ekonomi, sağlık, bilim, din ve bunlardan başka ne varsa hepsinin temeli eğitimdir. Eğitim omurgası sağlam devletler, dünyayı şekillendirecek gelişmelere imza atar, dünya siyasetini belirlerler. Eğitim omurgası zayıf devletler ise değerli beyinlerinden istifade edemez, gelişemezler.
Bu yazıyı artık yeter, pes dedirten Milli Eğitim ve YÖK uygulamalarından dolayı yazıyorum. Türkiye’de öğrenim gören her bireyi etkileyen iki sınav var. Biri liselere giriş, diğeri üniversiteye giriş sınavı. Herkesi etkileyen bu iki sınavın kritikliğinin farkına varamayan idarecilerimiz bir türlü bu sınavları belli bir sisteme oturtamadılar. Bu sınavlar, iktidar ve bürokrasinin deneme tahtası haline geldi. Bakıyoruz her iki yılda bir bu sınavlardan birine müdahale edilip, hem öğrenciler hem de aileler bir kaosa sürükleniyor. Sınav sorularının konuları, puanlama sistemi, okulun katkısı, sınava giriş sayısı, sınava girenlere uygulanacak katsayı, alan etkisi derken bir sınavla oynanabilecek ne kadar alan varsa hepsiyle defalarca oynayıp, öğrencilerin sınav stresine sağolsunlar bir de sistem stresi ekliyorlar.
Ortaöğretim kurumlarında SBS diye bir sistem geldi. İlk yıl okul puanının bilmem yüzde kaçı, ikinci yıl farklı bir yüzdesi sonra hepsinin değişik ağırlıklı ortalaması…12 yaşındaki çocuk, bu sistemi kavradığında kuşkusuz matematiğini de belli bir seviyeye yükseltmiş olacak. Problem gibi bir sınav sistemi. Her yıl sınava girecek ergenliğe yeni giren çocukların dershane ve okul temposuyla ezilmesi ve asosyalleşmesi kaçınılmaz bir hal aldı.
ÖSS, ÖYS, YGS, LYS… Üniversiteye giriş için bu yıl YGS ve LYS sınavları devreye kondu ancak şimdi yeni bir model üzerine çalışılıyormuş. Fransız modelini alacak, prestijli üniversiteler kendi sınavlarını yapacak ancak meslek liseleri ve düz liseler aynı katsayıyla bu sınava girecekmiş. Ayıptır, yazıktır… Daha yeni getirdiğiniz sistem hiç uygulanmadı hemen yenisini düşünüyorsunuz. Bu nasıl bir iştir ki, 40 yıldır bir üniversiteye giriş sınavı belli bir düzene giremedi. Yıllar önceki bir uygulamaya göre, sınava giren öğrenciler daha sınav sonuçlarını görmeden, hatta sınava dahi girmeden üniversite tercihlerini yapıyorlar. Sonra artık şansa neresi olursa. Yarısı alın teri, yarısı milli piyango. Ardından 3 yıllık lise eğitiminin iki yılını yok sayan yeni bir sınav düzeni geldi. Zaten eğitim seviyesi düşük liselerimizin, iyice eğitim kalitesi düştü. Öğrenciler dershaneyi, okula yeğ tuttu. Bu sınav bir de 28 Şubat’ı yaşayınca, genç beyinlerin kafası iyice allak bullak oldu.
YÖK için darbe ürünü deniyor. Ben bilmiyorum, o zamanlar henüz yoktum. Ancak YÖK’ün resmi sitesinde YÖK için reform ürünü deniyor. Ne ürünü olduğundan ziyade, iktidardan önce herkesin, yetkilerine kısıtlama istediği ancak iktidara gelince bu yetkileri kendi lehinde kullandığı YÖK, üniversitelerdeki aşırı siyasallaşma üzerine üniversitelerin kötüye gittiğini ve kuruluşunun kaçınılmaz bir reform olduğunu belirtmiş. Ancak gerek geçmişte gerekse de bugün YÖK, siyasi güdümde olmuş, demokratik olması gereken rektör atamalarında dahi siyasi nüfuzunu ortaya koymaktan çekinmemiştir. (Rektörü cumhurbaşkanı atar, YÖK ise cumhurbaşkanına ilgili üniversitedeki seçilecek kişilerin sırasını gönderir.)
Kanaatimce Meslek liselerindeki ilk hatalı uygulama 8 yıllık eğitimin zorunlu olmasıyla geldi. 8 yıllık eğitim ile Fen Liseleri ile yarışan Anadolu Liselerinde kalite düştü. Meslek lisesine gidenlerinde iş öğrenme düzeyi geriledi, mesleki eğitim ise zayıfladı. 12 yaşında başlanılan bir mesleki eğitimin çok daha faydalı olacağını düşünüyorum. Meslek liselerinin öğrenciye meslek kazandırma avantajı olduğu gibi, matematik, fen bilimleri gibi derslerden ise kayıpları oluyor. İşte onların üniversitede alan dışı tercihlerinde onları asıl yoracak olanın katsayıdan ziyade aldıkları eğitim temeli olduğunu düşünüyorum. Yeni bir müfredat değişikliği var ama öncesinde zaten mesleki eğitim bu okullarda diğer standart derslere göre olması gerektiği gibi ağır basıyordu. Aslında bu konunun teknik olarak böyle olduğu bilinsede, bu konu üzerinde taraflaşan gruplar ana neden yerine asıl durumdan uzak bir nedenle karşı karşıya geliyorlar.
Salt imam hatipliler başımıza doktor, mühendis, öğretmen olmasın diye düşünerek, mevcut sistemin değiştirilmesine karşı çıkanlar, imam hatiplilerden çok daha hesapçı ve organize bir şekilde ilerlediklerini düşündükleri ve sürekli atıfta bulundukları cemaat yurtlarını, okullarını, dershanelerini, üniversitelerini ve evlerini kapatmayı denesinler. İmam hatipler de devletin okuludur ve amacı din adamı yetiştirmektir. Şüphesiz ki ülkenin buna ihtiyacı vardır ve diğer okullardan mezun olanlarda olduğu gibi diledikleri alanda çalışabilme hakkınasahip olmalıdırlar.
Koç topluluğunun bir sloganı var: “Meslek lisesi, memleket meselesi”. Konu gerçekten de memleket meselesi haline geldi. Şirketler meslek lisesi mezunu bulamıyorlarmış, kadroları zor dolduruyorlarmış. Garip bir durum var ki; teknisyen kadroları boş ama tekniker ve mühendis kadroları ise fazlasıyla dolu. Mühendis teknik lise çıkışlı değil diye beğenilmiyorsa, tekniker de teknik lise çıkışlı hem de iki yıllık üstüne yüksekokul okumuş. Burada da garip bir çelişki var…
Bütün bu değişiklikler, bu oturmamış düzen bir yana, bu kadar önemli sınavlarda sık sık yanlış soru çıkmasına ne demeli? Onlarca kişi çalışıp uzun uğraşlar sonucu ortaya 120-180 soru çıkarıyor, 1 i yanlış. Bu tahammül edilebilir bir hata değildir. 1999 yılında da sınav soruları çalınmıştı. Her yıl bazı sınavlarda soruların çalındığına dair dedikodular dolaşıyorken, bu yıl bu olay mahkemece de kanıtlandı. Lütfen geleceğimiz ile daha fazla oynamayın. Bugün büyük devletlerin, ekonomilerini oturttukları sağlam birer eğitim sistemleri varken,eğitim sistemi oturmamış bir ülkenin dünyada saygın bir yeri olması beklenemez.