D i l e k (1)
Hans ve Gratel ormanda yolunu kaybetmesin
kırmızı başlıklı kızı kurtlar yemesin
Yeter artık!
Kül kedisi zulüm görmesin
Beyaz atlı prens atından düşsün
Pamuk prensesi de kimse öpmesin!
Hans ve Gratel ormanda yolunu kaybetmesin
kırmızı başlıklı kızı kurtlar yemesin
Yeter artık!
Kül kedisi zulüm görmesin
Beyaz atlı prens atından düşsün
Pamuk prensesi de kimse öpmesin!
Herkesin yüreği mangal gibi
Herkesin yüreğinde bir aslan
Herkesin yüreği kaya gibi
…Sağlam
Bir benimki benzer saman çöpüne
Adın anıldığı zaman
Hemencecik okunuveren tatlı bir dille acı öyküler anlatan bir kitaptan biraz söz edeceğim:Kız Kulesi’ndeki Kızılderili
Özgürlük anıtının meşalesi Kızılderililerin barış çubuğunu hiç yakmadı. Ve kadının elindeki defterde o insanlara hiç özgürlük tanınmadı.
Son yıllarda oldukça popülerleşen soykırımın Kızılderililere nasıl uygulandığından bahseden ama konusunu da sadece bununla sınırlı tutmayan kitapta çok şey bulacaksınız.
Dünya 500 yıldır aynı masalla uyutuluyor. Beyazların öldürülmeye layık gördükleri terörist olarak gösteriliyor. 70′li yıllarda Western denilen film türüne bakalım, posta arabasını durdurup masumları öldüren Kızılderililerdi. At üstünde posta arabasına saldıran Kıızlderililer acaba bu eylemlerinde ne kadar başarılıydı? İlginçtir ki atla ilk defa beyaz adam sayesinde tanıştı kızılderililer. Kızılderililerde at kültürü yoktu. Bu nedenle at üstünde hiç de iyi atıcı değillerdi. At üstünden inmeyen beyazlardı. Yalnız yerliler atla tanıştıktan sonra beyaz adamdan çok atla ilgilendiler. Kendi dillerinde atlara “Güzel İnsanlar” diyorlardı. Ancak asıl ilginç olanı 500 yıl önce uydurulan bu safsataya insanların inanışı hiç değişmedi.
Tarih kitaplarımızda şöyle yazar. Amerikayı Kristof Kolomb keşfetti, garibim yeni bir kıtayı keşfettiğinden habersiz öldü. Osmanlı bu dönemde yerinde dururken Batı’lı kaşifler dünyayı keşfetti. Aydınlandılar. Coştular. Zenginliklerine zenginlik kattılar. Yeni bir kıtayı keşfedecek diye yola çıkan bir adam, daha sonra da defalarca gidip gelmesine rağmen, oradaki altını ve yiyecekleri hatta insanları kendi topraklarına getirip sömüren adam nasıl olurda yeni bir yer keşfettiğinin farkına varmaz. Diğer bir çelişki de Batı’nın en zayıf olduğu dönemde Doğu medeniyeti altın yüzyılını yaşarken daha iyi gemilere sahip doğulular okyanus aşmamışken nasıl olur da Batılılar aşarlar? Amerika’ya Kolomb’dan önce Japonların ve Çinlilerin gittiğine dair kanıtlar da var. Ancak hangi kaşifin rotasını oraya çevirdiğini tarih bilmiyor.
Peki Türkler? Gidebildiler mi? Hayır! Çünkü gitmelerine gerek yoktu. Türk aklının ve mantığının geçmişten günümüze değişmediğinin bir örneğiydi gitmemeleri. Amerika’dan gelen gemiler Akdeniz’e zenginlikleriyle giriyordu ancak bu gemilerden ancak Türk korsanlarının elinden kurtulanlar kendi ülkelerine bu zenginliği taşıyabiliyordu.Bir düşünelim Piri Reis, Turgut Reis, Barbaros Hayrettin gibi denizciler varken ve kitaplarımızda Akdeniz’in mutlak hakimi diye bahsedilen Türkler’in, böylesi bir zenginliği Batılılara kolayca yar etmesi de pek akılcı değildi değil mi?
Neden bizim kitabımızda Kolomb’un katliamı başlatan adam olduğu yazmaz? Neden bizim kitabımızda o dönemden bahsedilirken Kızılderililer göz ardı edilir?
Çok sevdiğim GodFather (Baba )filminin başrol oyuncusu Marlon Brando gerçekten çok baba bir adammış. Brando Oscar’ı reddeden ilk sinemacıdır. Tarihin en iyi filmi olarak gösterilen filmin başrol oyuncusu ödül almamıştır. Kahraman Brando Kızılderililer için eylemlere katılmış hayatını ortaya koymuştur.
Adolf Hitler, II. Dünya Savaşı’nda Yahudilere uyguladığı mezalimi beyazların Kızılderilileri topluca katletmesiyle öğrendi. Bir kurşun bir Kızılderili öldürüyordu. Oysa mikroplu battaniyelerde yatan Kıızlderililer bulaşıcı hastalıklarla topluca yok edilebilirdi. İşte Adolf’un kafasındaki ışık yandı ve Dachau kentinde ilk toplama kampını kurdu. Batıda hiç bitmeyen Yahudi zulmüne dünyanın bileceği en büyük zulüm imzasını çaktı.
Amerikan savaş sanayisinde kullanılan isimlerin neden Kızılderili isimleri olduğu da ayrı bir acıdır. Hem öldürüp hem de bununla övünür gibi helikopterine Apache, Comanche, Black Hawk adını vermesi vicdansızlıktır.
Hep söylenilen şeyler: Kızılderililer Türktür! Eskimolar Türktür! Yeniden tarih yazmayalım, tarihte Türk olarak bilinenler dışında yeni Türkler yoktur. Kızılderililerin ise Türk olduğuna dair kesin kanıtlar olmadığı gibi başka ırklarla da ilişkilendiremeyiz. Çünkü Kızılderililerin kendi tarihlerini yazacak tarihçileri de yoktur. Yaşadıkları fark edildiği gibi öldürülüşleri planlanan bir milletin tarihini kim yazabilirdi ki? Üstelik dünyada hiç bir milletle savaşmamış olduğu halde? Kızılderililerin Türkler’le kilim motifleri, dilleri, dini inanışları gibi bazı ortak özellikleri bulunabilir. O dönemde Hristiyan ya da Yahudi olmayanlar zaten Gök Tanrı ya da putlara inanıyordu. Kızılderililer bence Türk değildir çünkü atı ve savaşı bilmezler. Olası benzerlikler hemen her millet arasında görülebilecek benzerliklerdir. Tüm dünyanın Arap olarak bildiği ve kabul ettiği peygamberimiz için de Türk olduğu iddiası var. Hz. Muhammed’in Türk olduğuna dair kitap bile yazılmıştı. Sevdiklerimizi Türk yapmadan da sahiplenebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Kitabın birbirinden ilginç olayları konu edinmesi, dilinin sadeliği ve şiirlerle süslenen anlatımı ile oldukça keyifli saatler geçireceğinizi garanti edebilirim.
Kız kulesiyle Kızılderililerin ilişkisi ise şairin yaratıcılığında gizli.
İşte küçük evler
İşte karanfiller
Yağmurlarla gökkuşağı bir yerde
Bir de istanbul var
Galata’dan süzdüğüm…
Sarhoştum şimdi hatırlamıyorum
Dolunayla bölündü gece
Sahi ne oldu Süleymaniye’ye
Minare bir yerde
Kubbe bir yerde…
İnsan biraz da trendir
Trenlere benzer hayat istasyonları
Hepimizin kaderidir tren rayları
Bilinmezliğimiz oradadır
Geleceğimiz orada
Hani her şeye hevesimiz
Hani o yaman çelişkilerimiz
Makaslara benzer taraf değiştirmemiz
Ya peşine takıldığımız güçlüler
Usul usul sözünü dinlediklerimiz
Onlar lokomotiflerdir
Sıra sıra diziliriz ardıları sıra
Aynı çileye de katlanırız seve seve
Peki hayatımıza giren tüm insanlar
Ancak bir tren yolculuğu kadar kalırlar
Kimi bir zaman kimi son durağa kadar
Zamanı gelince biletlerini keseriz
Gözlerimiz yaşlanır kimi gidince
Tren çığlığıdır serzenişimiz
Bir durur bir kalkarız
Hepimiz bir trenin vagonlarıyız
Son durağı bildiğimizden midir nedir
Ağır aksak yol alırız
Küçükken
“Büyüdüğünde ne olacaksın?” derlerdi
“Büyük adam olacağım!” derdim
Büyüdüm
Sana aşık oldum
Ellerin uzak diyarların elçisi
Suskun bir sevdanın tedirginliği şimdi
Kaç çiçek kopardın dalından
Ellerin kaç çiçeğin katili şimdi
پ پ پ پ پ
Bir nefes ısıtıyorsun ciğerlerinde
Ellerin soğuktan üşüyor şimdi
Kestim düşlerimi bileklerinden
Ellerine muhtaç değil ellerim şimdi
پ پ پ پ پ
Bakışından arda kalan soluklar
Ellerin ellerin ellerin ellerin
Gidişinden arda kalan yarınlar
Şimdi şimdi şimdi şimdi
Sevmeler çok sonra
Gitmeler şimdi
Dönüyorum son kez kendime
Döndüm yeni bir yangın kuracağım
Eski bir kıvılcımın kökünden
Döndüm döndüm ki
Döndüğüm yerde değilim
Artık şarkılar sağırdır
Masallar lal
Hoşçakal iki gözüm
Hoşçakal
İstanbul Masalı
I.
Bulutların ucu tutuşur ikindi vakti
Yanarlar..Kararır gökyüzü
Derken Süleymaniye’de sela sesleri
Tarlabaşı’nda değişmiş bir adam yüzü
II.
Bir sabah vakti Haliç önünde
Serseri martıların simit kavgası
Çocuklar aktarmalı geçiyor Eminönü’ne
Soluk boruları egsoz dumanı