Arşiv

Archive for the ‘sunay akın’ Category

Sunay Akın: Kule Canbazı

Ağustos 26, 2010 Yorum yapın

Laf canbazı Sunay Akın’ın Kule Canbazı’nı Galata’ya doğru yürütelim bakalım…Galataya gidene kadar türlü olayları anlatan yazarın, bazı anlatılarına burada yer vermemek olmaz. Kız Kulesindeki Kızıl Derili’nin kahramanı meşhur The Godfather olan Marlon Brando’ydu. Bu kitaptaki ise Besim Ömer Paşa.

Besim Ömer Paşa’yı bilir misiniz?

Besim Ömer Paşa bu topraklara ilk doğumevini kazandıran hekimdir. Falanca ünlü bir dizide oynadı diye kahraman yapıldı, koca hekim unutuldu benzetmelerine girmek istemiyorum. Ancak trajik olan Besim Ömer Paşa’yı tıp fakültesi mezunlarının bile çoğu tanımaz. Oysa heykeli dikilecek adamdır Ömer Paşa. Devlet-i Aliye-i Osmanlı’nın İstanbul’unda doğumda ölen annelerin ve doğmakla doğmamak arasında kalan bebelerin hızırı olmuştur Ömer Paşa. Kendi imkanlarıyla yürüttüğü doğum evi çalışması başlangıçta gerek halk gerekse de devlet tarafından hoş karşılanmasada, zamanla yaptığının doğruluğunu herkes kavrayacaktır. Viladethane yapımına karşı çıkan II.Abdülhamit, daha sonradan kendisi bir viladethane yapımı için emir verecektir. Besim Ömer Paşa orada yetiştirdiği hekimlerle İstanbullu hanımların çocuklarını ve hatta kendilerini kurtarır. Ve Ömer Paşa Amerika’da bir konferansa denizyolu ile gidecekken, gemiyi kaçırır. O gemi Titanik’tir.

Düşündüm de acaba Ömer Paşa, o gemide olsaydı ve birinci mevkide seyahat etseydi, gemideki garibanların üstüne kapının zincirlenmesine ve onların ölüme gitmesine göz yumar mıydı?

Eyüp Oyuncakçısı

Padişah II.Mahmut Eyüp’te gezerken bir çocuğun ağladığını görür ve neden ağladığını sorar. “Oyuncak istemiş, annesi almamış” derler Padişah da emri verir. “Tüm oyuncakçılar kapatılsın!”. Eyüp oyuncaklarıyla meşhur bir semttir ve tahtadan yapma oyuncaklar satan  çok dükkan vardır. Bu korkunç emir neyse ki uygulanmaz. Ben de bir gün Eyüp’ e gittim. Nerede bu oyuncakçılar diye çarşıyı dolaştım. Ve Buldum, küçük ama çok küçük bir dükkan. Kapısı kapalıydı. Kitapta anlatılan oyuncakları gördüm. Sonra tekrar gittiğimde açıktı. Tahtadan dönmedolap bile vardı.

Padişahın yemek artıkları

Sene 1899′da padişah II.Abdülhamit’in tabağından kalanları dili tutulan bir çocuğa gönderirler. Artık deyip geçmemek lazım. Padişah sofrasının artığıdır gümüş kaplarla çocuğa gönderilen ve inanışa göre bu yemekler onun dilini açacaktır. Aynı çocuk daha sonra ailesiyle misafirliğe gittiği bir evin hizmetçisi tarafından bir çingeneye satılır. Ve yine aynı çocuk dili açılınca evdeki terlikleri sıra sıra dizer ve onlara ders anlatmaya başlar. Bu zat-ı muhterem Hasan ali Yücel’dir. İlk milli eğitim bakanımız ve aynı zamanda da yazar olan Yücel, artığını yediği sofranın saltanatına son vereceklerden biri olmuştur. Hasan Ali Yücel’in dedesi ise devletlü padişahımızın kıymetlü hediyelerini Japon kralına götürmüş ancak Japonya’da Yokohama limanındaki kolera salgınından dolayı 13 gemicisini de kaybetmiştir. Durumun İstanbul’a bildirilmesi üzerine gelen emirle acilen geri dönmek zorunda kalmışlardır. İlginçtir ki Japonlar geminin bakımdan geçmeden dönmesine razı olmamıştır ancak emir büyük yerdendir. Bu geri dönüş yolunda ekmekçi sepeti gibi gacur gucur sallanan Ertuğrul fırkateyni dalgalara yenilmiş ve 500 ü aşkın mürettebatıyla batmıştır. Gemi batarken kurtulmaya çalışan tayfalar Kaptan’ı çağırdıklarında, Kaptan üniformasını giymekte Ertuğrul’la beraber çıkacağı ebedi yolculuk için hazırlık yapmaktadır.

Biz her ne kadar Galata’dan yola çıktığımız kitapta Kız Kulesine varamadan gemiyi batırmış olsak da; yazar okuyucusuna çepeçevre bir İstanbul gezintisi yaptırıyor. Zaten Ertuğrul’un öyküsüne de bu kitapta yer verilmemiş.


Sunay Akın: Kız Kulesi’ndeki Kızılderili

Nisan 25, 2010 Yorum yapın

Hemencecik okunuveren tatlı bir dille acı öyküler anlatan bir kitaptan biraz söz edeceğim:Kız Kulesi’ndeki Kızılderili

Özgürlük anıtının meşalesi Kızılderililerin barış çubuğunu hiç yakmadı. Ve kadının elindeki defterde o insanlara hiç özgürlük tanınmadı.

Son yıllarda oldukça popülerleşen soykırımın Kızılderililere nasıl uygulandığından bahseden ama konusunu da sadece bununla sınırlı tutmayan kitapta çok şey bulacaksınız.

Dünya 500 yıldır aynı masalla uyutuluyor. Beyazların öldürülmeye layık gördükleri terörist olarak gösteriliyor. 70′li yıllarda Western denilen film türüne bakalım, posta arabasını durdurup masumları öldüren Kızılderililerdi. At üstünde posta arabasına saldıran Kıızlderililer acaba bu eylemlerinde ne kadar başarılıydı? İlginçtir ki atla ilk defa beyaz adam sayesinde tanıştı kızılderililer. Kızılderililerde at kültürü yoktu. Bu nedenle at üstünde hiç de iyi atıcı değillerdi. At üstünden inmeyen beyazlardı. Yalnız yerliler atla tanıştıktan sonra beyaz adamdan çok atla ilgilendiler. Kendi dillerinde atlara “Güzel İnsanlar” diyorlardı. Ancak asıl ilginç olanı 500 yıl önce uydurulan bu safsataya insanların inanışı hiç değişmedi.

Tarih kitaplarımızda şöyle yazar. Amerikayı Kristof Kolomb keşfetti, garibim yeni bir kıtayı keşfettiğinden habersiz öldü. Osmanlı bu dönemde yerinde dururken Batı’lı kaşifler dünyayı keşfetti.  Aydınlandılar. Coştular. Zenginliklerine zenginlik kattılar. Yeni bir kıtayı keşfedecek diye yola çıkan bir adam, daha sonra da defalarca gidip gelmesine rağmen, oradaki altını ve yiyecekleri hatta insanları kendi topraklarına getirip sömüren adam nasıl olurda yeni bir yer keşfettiğinin farkına varmaz. Diğer bir çelişki de Batı’nın en zayıf olduğu dönemde Doğu medeniyeti altın yüzyılını yaşarken daha iyi gemilere sahip doğulular okyanus aşmamışken nasıl olur da Batılılar aşarlar? Amerika’ya Kolomb’dan önce Japonların ve Çinlilerin gittiğine dair kanıtlar da var. Ancak hangi kaşifin rotasını oraya çevirdiğini tarih bilmiyor.

Peki Türkler? Gidebildiler mi? Hayır! Çünkü gitmelerine gerek yoktu. Türk aklının ve mantığının geçmişten günümüze değişmediğinin bir örneğiydi gitmemeleri. Amerika’dan gelen gemiler Akdeniz’e zenginlikleriyle giriyordu ancak bu gemilerden ancak Türk korsanlarının elinden kurtulanlar kendi ülkelerine bu zenginliği taşıyabiliyordu.Bir düşünelim Piri Reis, Turgut Reis, Barbaros Hayrettin gibi denizciler varken ve kitaplarımızda Akdeniz’in mutlak hakimi diye bahsedilen Türkler’in, böylesi bir zenginliği Batılılara kolayca yar etmesi de pek akılcı değildi değil mi?

Neden bizim kitabımızda Kolomb’un katliamı başlatan adam olduğu yazmaz? Neden bizim kitabımızda o dönemden bahsedilirken Kızılderililer göz ardı edilir?

Çok sevdiğim GodFather (Baba )filminin başrol oyuncusu Marlon Brando gerçekten çok baba bir adammış. Brando Oscar’ı reddeden ilk sinemacıdır. Tarihin en iyi filmi olarak gösterilen filmin başrol oyuncusu ödül almamıştır. Kahraman Brando Kızılderililer için eylemlere katılmış hayatını ortaya koymuştur.

Adolf Hitler, II. Dünya Savaşı’nda Yahudilere uyguladığı mezalimi beyazların Kızılderilileri topluca katletmesiyle öğrendi. Bir kurşun bir Kızılderili öldürüyordu. Oysa mikroplu battaniyelerde yatan Kıızlderililer bulaşıcı hastalıklarla topluca yok edilebilirdi. İşte Adolf’un kafasındaki ışık yandı ve Dachau kentinde ilk toplama kampını kurdu. Batıda hiç bitmeyen Yahudi zulmüne dünyanın bileceği en büyük zulüm imzasını çaktı.

Amerikan savaş sanayisinde kullanılan isimlerin neden Kızılderili isimleri olduğu da ayrı bir acıdır. Hem öldürüp hem de bununla övünür gibi helikopterine Apache, Comanche, Black Hawk adını vermesi vicdansızlıktır.

Hep söylenilen şeyler: Kızılderililer Türktür! Eskimolar Türktür! Yeniden tarih yazmayalım, tarihte Türk olarak bilinenler dışında  yeni Türkler yoktur. Kızılderililerin ise Türk olduğuna dair kesin kanıtlar olmadığı gibi başka ırklarla da ilişkilendiremeyiz. Çünkü Kızılderililerin kendi tarihlerini yazacak tarihçileri de yoktur.  Yaşadıkları fark edildiği gibi öldürülüşleri planlanan bir milletin tarihini kim yazabilirdi ki? Üstelik dünyada hiç bir milletle savaşmamış olduğu halde? Kızılderililerin Türkler’le kilim motifleri, dilleri, dini inanışları gibi bazı ortak özellikleri bulunabilir. O dönemde Hristiyan ya da Yahudi olmayanlar zaten Gök Tanrı ya da putlara inanıyordu. Kızılderililer bence Türk değildir çünkü atı ve savaşı bilmezler. Olası benzerlikler hemen her millet arasında görülebilecek benzerliklerdir. Tüm dünyanın Arap olarak bildiği ve kabul ettiği peygamberimiz için de Türk olduğu iddiası var. Hz. Muhammed’in Türk olduğuna dair kitap  bile yazılmıştı. Sevdiklerimizi Türk yapmadan da sahiplenebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Kitabın birbirinden ilginç olayları konu edinmesi, dilinin sadeliği ve şiirlerle süslenen anlatımı ile oldukça keyifli saatler geçireceğinizi garanti edebilirim.

Kız kulesiyle Kızılderililerin ilişkisi ise şairin yaratıcılığında gizli.

Ay Hırsızı: Sunay Akın

Şubat 12, 2010 Yorum yapın

Okurken, tadını damağınızda hissedeceğiniz bir kitap. UzAY üzerine kısa yazılardan oluşan bu değerli eserde, birbirinden oldukça farklı kültür, zaman, mekan, kişi ve hadise bir araya getirilmiş. Sunay Akın’ı dinlemekten hoşlanıyorsanız, okurken kendinizi sanki onu dinliyormuş gibi hissedebilirsiniz.

♣ Don Kişot’un yaratıcısı Cervantes’in İstanbulda bir cami inşaatında çalıştığını

♣ Barbie bebeğin öyküsünü

♣ Gökyüzü sevdasını, uçmanın sevdasını, ay sevdasını

♣ Atatürk’ün neden hiç uçağa binmediğini

♣ Enver Paşa’nın uçaktan kaç defa düştüğünü

♣ Osmanlının ay aşkını

♣ Nazım’ın ay sevdasını

♣ Düşünen ilk robotun Türk olduğunu

♣ Piri Reis haritasının sırrını

ve daha birbirinden ilginç onlarca yazıyı keyifle okuyabilirsiniz.

Ayrıca sıklıkla bahsettiği Oyuncak Müzesini de ziyaret etmenizi öneririm. Oyuncak müzesi hakkında buradan bilgi alabilirsiniz.

Categories: kitap, sunay akın Etiketler:, ,
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.