Arşiv

Archive for the ‘tiyatro’ Category

Sinemada Bir Yıldız : Kemal Sunal

Aralık 28, 2011 Yorum yapın

Türkiye’de komedi filmi dendiğinde şüphesiz akla ilk gelen isimlerin başında Kemal Sunal gelir. Bu büyük ustanın, yıllardır unutulmayan, defalarca kez izlendiği halde toplumun bıkmadığı bu muhteşem oyuncunun keşfinden, mezarına uzanan yolcuğuna bir göz atmak istedim. Türkiye’de üretilen sanat eserleri gerek bireysel gerekse de ekip çalışmasını ön plana çıkarsın, asıl ön planda olan her zaman tek kişidir. Türkiye’ye bu açıdan kahramanlar ülkesi gözüyle bakılabilir. Örneğin dizilerde, filmlerde, oyunlarda başroldür aslolan, konserde ses sanatçısı, siyasette parti lideri, futbolda da her takımdan tek isim ön plandadır.  Sanırım biraz da bunun etkisiyle Kemal Sunal filmlerinde esas olan Şaban’dır. Örneğin Kapıcılar Kralı filminde Umur Bugay’ın yazdığı ve hatta sonrasında yıllarca sürecek Bizimkiler dizisine ilham olmuş harika senaryosu izleyiciyi pek de etkilemez. Bu nedenle bu tür yapıtlarda olumlu ya da olumsuz bütün parsayı tek kişi toplamıştır. Kemal Sunal’a kronolojik olarak bakacak olursak bir yıldızın parlayışı ve zamanla o birden artan ivmenin azalıp hatta geriye sardığını göreceğiz. Ancak bu geri sayımda Sunal’ın geçmiş filmlerindeki muhteşem oyunculuğu sayesinde tahtı sarsmayacak ve halkın gözündeki bir numaralı yerini korumaya devam edecektir.

Kemal Sunal’ı keşfeden kaşif Ertem Eğilmezdir. Eğilmez, çok iyi bir yönetmen olduğu kadar iyi de bir oyuncu koçuydu. Eğilmez’in oyuncu seçiminde de usta olduğunu Zeki Alasya, Halit Akçatepe, Metin Akpınar gibi sinema tarihinin en önemli komedi oyuncularının seçimiyle de kanıtlamıştır. Kemal Sunal’ın kendi yazdığı tez çalışmasında da geçtiği gibi “at suratlı” halinin durum komedisinde önemli bir yer tutacağını anladı.

Nitekim ilk filmi Tatlı Dillim’deki neredeyse figüran diyebileceğimiz yan karakter çalışmasıyla Kemal Sunal’ın umut verdiği görüldü. Tatlı Dillim, aynı zamanda literatüre kalabalık kadrolu Arzu Film ekolü olarak geçen film serisinin de ilk filmiydi. (Bu ekolün devamı olan filmleri aşağıda irdeleyeceğiz) Henüz tam olarak profesyonel aktörlük düzeyini yakalayamamış bir Tarık Akan; sinemada biraz daha tecrübe sahibi Filiz Akın; tiyatroda bir üstad olarak anılan Münir Özkul; ve sinema maceralarında henüz birer yan karakter olarak umut vaadeden Metin Akpınar, Halit Akçatepe ve Zeki Alaysa gibi isimlerin bir araya gelip köy-kent çatışmasını mizahi bir dille anlatacak bir aşk filminde neler yapabileceği bu filmle denenmiş oldu. Sonuç gayet olumluydu. 1973 yılında Kemal Sunal, Arzu Film ekolüne iyiden iyiye alıştı.  Önce Canım Kardeşim çekildi ve hüzün temasının içinde yaklaşık 1-2 dakika yer tuttu. İstanbulda yetişen biri olarak, bu iki dakikada kullandığı Kayseri şivesi kusursuzdu. Bu iki dakikalık Kayseri şivesine takılmamın nedeni ise, Eğilmez’in daha sonra bazı filmlerinde bu Kayseri takıntısına devam edeceği için Sunal’ın bu yeteneği çok önemliydi. Aynı yıl aynı ekolde “Oh Olsun” ve “Yalancı Yarim” filmleri çekildi. Hatta bir dip not olarak, “Oh Olsun” beklenen başarıyı yakalayamadığı için Eğilmez, 3 yıl sonraki Süt Kardeşler’e kadar Hale Soygazi’yle bu tip kadro filmlerinde çalışmadı. Yalancı Yarim ise muhteşem bir komedi filmine öncülük etti. Yalancı Yarim’in kalitesi sayesinde asıl proje olan Mavi Boncuk çekildi. Sunal-Akçatepe-Alasya-Akpınar grubu da iyiden iyiye kadro sinemasına ısınmıştı. Tiyatroya daha fazla meyleden Zeki- Metin ikilisi o dönem projelerinde partner olmayı seçerken, Akçatepe ve Sunal, kişisel dostlukları sayesinde filmografilerinin sonuna kadar beraber çalışma imkanı buldular. Bu dostlukta, Halit Akçatepe’nin bütün filmlerde yardımcı oyuncu olmaya gocunmadan çalışması da dikkat çeken diğer bir noktaydı.

II. Bölüm

“Mavi Boncuk” filminin çok tutmasından dolayı, kadro biraz daraltılıp daha yoğun komedi içeren ve Kayseri şivesinin sonuna kadar kullanarak güldüren “Köyden İndim Şehire” ve “Salak Milyoner” filmleri ardarda çekildi. Budala kardeşler Himmet-Saffet-Hayret ve Gayret, Münir Özkul ve Adile Naşit’le çok güzel bir etki yarattı. İkinci filmde dönemin meşhuru Kaynanalar’ın usta oyuncularından olan Tekin Akmansoy ve Leman Çıdamlı Özkul-Naşit ikilisinin yerine geçti. Ancak Ökten, bu değişiklik çok da fark yaratmadı. Bu iki filmde Kemal Sunal’a eşlik eden ilk kadın oyuncuda Meral Zeren’di. Zeren bir süre daha Sunal’a eşlik tti. Ve 1974 yılında ilk başrol filmi olan Salako çekildi. Bu defa Zeki Ökten’in yerini Atıf Yılmaz almıştı. 1975 yılında yeniden Zeki Ökten’le Hanzo ve Şaşkın Damat filmleri çekildi. Her iki film de Sunal’ın tipi üzerine kuruluydu ve bu filmler Kemal Sunal’ın en başarılı filmleri çektiği 73-78 yılları arasında biraz eğreti kaldılar. Tüm bu filmlerde yine Sunal’ın aşık olduğu kadın Meral Zeren’di. 1975 yılı efsanenin başladığı yıldı. Hababam Sınıfı ve kült olan bütün filmler 1975-1980 yılları arasında çekildi. Öyle ki aynı yıl içinde Sunal yedi film çekebilmeyi başardı. Kemal Sunal, 1 yıllık bir aradan sonra yeniden başrolden takım oyunundaki as oyuncu konumuna geçti ve ortaya Hababam Sınıfı çıktı. Eğilmez’in eski kadrosu tam takım yerini almıştı. Tarık Akan geri gelmişti, Münir Özkul grubun şefiydi, Adile Naşit, tamamı erkeklerden oluşan bir okulun Hafize Ana’sı olarak müstahdem rolündeydi. Zeki-Metin yazının başında da belirttiğim gibi kendi projelerini yaptılar. Belki de Hababam Sınıfı serisinde oynamadıklarına pişman olmuşlardır. Hababam Sınıfı’yla Meral Zeren ve Sunal’ın da birlikteliği son buldu. Eğilmez, Hababam’daki yan kadroların tamamını gazete ilanıyla bulmuştu ve muhteşem bir ahenk yaratmıştı. Bu ahenkten dolayı Hababam Sınıfı’da Rıfat Ilgaz’dan çıktı Ertem Eğilmez’e geçti. Hababam Sınıfı’nın diğer bir sonucu da Şaban karakterini doğurmasıydı. İnek Şaban modeli bu filmler serisiyle başladı ve Şaban’lı filmlerin başlama vuruşu yapılmış oldu. 76′da ikinci Hababam Sınıfı çekildi. Kartal Tibet’in Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor filmi seriyi kadroca ve konuca baltalamış ve kaliteyi aşağıçekmiş olsada Hababam Sınıfı filmleri Türk Sinemasında kült filmler arasında yerini almayı başardı.

Devamı gelecek….

Categories: film, istanbul, tiyatro Etiketler:

Seni Seviyorum Mükemmelsin! Şimdi Değiş

Mayıs 21, 2010 Yorum yapın

İkili ilişkiler üzerine çeşitlemelerden oluşan bir müzikal tiyatro…

Skeçlerden oluşan oyunda özellikle Deniz Arcak ve Murat Evgin’in güçlü ve güzel sesleriyle hem de oyunculuklarıyla oyundan kopmayacaksınız.

Bu sezon için gösterimi bitti, belki önümüzdeki sezon yeniden oynar. Ücreti devlet tiyatrolarına nazaran oldukça pahalı olsa da, ödeme sıkıntınız yoksa paranızın karşılığını güle güle alabileceğinizi söyleyebilirim.

Categories: tiyatro Etiketler:,

Oyun içinde oyun: Profesyonel

Ocak 25, 2010 Yorum yapın

Yetkin Dikinciler’i Babam ve Oğlum’da ne kadar duygu yüklü gördüysem, Mavi Gözlü Dev performansında da o denli duygusuz buldum. Kıvırcık saçlarıyla Nazım Hikmet’i andırıyordu. Evet ama Nazım’ın duygusunu hissedemedim. Belki iyiydi ama ben o tada varamadım.

Oyunun başrolünde Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar vardı. Her ikisi de iyiydi ancak Bülent Emin Yarar’ın  (Luka Laban) oyunculuğu ile oyun müthiş bir ivme kazandı. Hatta divamızın deyimiyle “fevkaladenin fevkinde” bir oyun sergiledi. Tek perdelik, görülesi bir oyun. Oyunun sonuna doğru biraz hicivli diyaloglar da var.

Balkan kalemi Kovaçeviç tarafindan bir kez daha yüzleştirildiğimiz Balkanlar, ırkların, kültürlerin acıların ve insana dair sistemlerin en yoğun şekilde harmanlandığı bir coğrafya parçası… Bütün bu yaşanmışlıkların sonucunda da yaşama dair kurguların en güzel örnekleri sanata yansıyabiliyor.

Oyunda bir de çok beğendiğim tam olarak olmasada şu anlama gelen bir söz vardı.

“Eğer yaşadığımız günlerin karanlık günler olduğuna inanıyorsak, o günler aydınlanana kadar birbirimize gece selamı verelim.”

Oyun hakkında bilgiler:

Dünyaca ünlü Sırp yazar Duşan Kovaçevic, Yugoslavya’daki büyük dönüşümden önceki ve sonraki toplumsal-politik yaşamı, bir entelektüelin yaşam öyküsü içinde, kara-komedi türünde ve ironik bir üslupla anlatıyor. 40 yaşlarında bir edebiyat adamı, bir sekreter ve bir gizli polisin sürprizlerle dolu soluksoluğa izlenecek hikayesi.

Yazan: Duşan Kovacevic
Çeviren: Başar Sabuncu  & Bilge Emin
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Dekor Tasarımı: Nurettin Özkönü
Giysi Tasarımı: Gülümser Erigür
Işık Tasarımı: Önder Arık
Müzik: Cenap Oğuz
Yönetmen Yrd.: Gülen Çehreli
Asistan: Tuğçe Şartekin Karasu

Oyuncular:
Profesyonel (Luka Laban ): Bülent Emin Yarar
Teodor Teya Kray : Yetkin Dikinciler
Sekreter (Marta): Gülen Çehreli
Kaçık: Cenap Oğuz
Sahne Amiri: Reşit Arslan
Kondüvit: Emre Akgül & Merve Yılmaz
Işık Kumanda: Serdar Yaman
Dekor Sorumlusu: Taner Tan, Serdar Erman

Sahne: İstanbul Devlet Tiyatroları Harbiye Kenter Tiyatrosu

http://www.istdt.gov.tr/turkce/oyunlar/oyun.asp?lngPlayID=339

Yazan: Duşan Kovacevic
Çeviren: Başar Sabuncu � Bilge Emin
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Dekor Tasarımı: Nurettin Özkönü
Giysi Tasarımı: Gülümser Erigür
Işık Tasarımı: Önder Arık
Müzik: Cenap Oğuz
Yönetmen Yrd.: Gülen Çehreli
Asistan: Tuğçe Şartekin Karasu
Oyuncular:
Profesyonel (Luka Laban ): Bülent Emin Yarar
Teodor Teya Kray (Ben): Yetkin Dikinciler
Sekreter (Marta): Gülen Çehreli
Kaçık: Cenap Oğuz
Sahne Amiri: Reşit Arslan
Kondüvit: Emre Akgül � Merve Yılmaz
Işık Kumanda: Serdar Yaman
Dekor Sorumlusu: Taner Tan, Serdar Erman
Categories: tiyatro Etiketler:

Rita’nın Şarkısı ve Biz

Kasım 16, 2009 Yorum yapın

rita1Rita’nın Şarkısı bu sezon gittiğim ilk oyundu. Gitmeden önce oyunculara bakınca, Çetin Tekindor’u gördüğümde ağır bir oyun olduğunu düşündüm. Öyle ya Çetin Tekindor bize hemen Babam ve Oğlum’dan “Duraydım burda açaydım kollarımı…” diyerek içimizi titreten babayı hatırlatıyor. İkide bir  de Türkçe’ye tercüme edilmiş şarkılar dinleyeceğimi umuyordum. Oyun hakkında internette yazılanları okuduktan sonra bu düşüncelerimden eser kalmadı. Oyuna büyük beklentilerle gittim.

Daha oyunun başında Rita’nın kendini varoşların kadını görüp, değiştirmek istemesi ve buna adını değiştirerek başlaması, bir dönem bizde pek meşhur olan ünlülerin isim değiştirmesine benziyor. Şöhrete giden yolda eskiye çekilen süngeri yeni bir isimle cilalamak, bir nevi yeni rumuzlar vererek yeni hayatlara başlamak; Rita’nın da yapmak istediği tam olarak buydu, sadece şöhret yerine bilgi istiyordu.

Rita yaşadığı çevreyi oldukça yadırgıyor. Onların kültür sahibi olamayacağını düşünüyor. Onların kendi dünyalarında kültür yaratamayacaklarına inanıyor. Çevresindekiler dedikodu, boş muhabbetler, edebiyattan ve sanattan bihaber kişiler oldukları için bunalıyor. Oysa onların bu şekilde yarattıkları kültürü kültürden saymıyor. Kültürün tanımında toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler diye bahsederken; içerisinde sanat eserleri, edebiyat eserleri olmak zorunda değildir. Evrensel açıdan değersiz sayılsa da Frenk’in de dediği gibi onların da bir kültürü vardı.

İnsanın hayatında seçemediği şeyler onun hayatının etki alanını çizer. Irk, aile, bulunduğu sosyoekonomik çember,din,cinsiyet.. gibi şeyler bireyin doğumunda ona verilen ve değiştirmesi bazıları imkansıza yakın, bazıları zor, bazıları ise asla değiştirilemez değerler ve yapıtaşlarıdır. Değiştiremeyeceklerimiz hakkında söylenecek söz yok. Değiştirebileceğimiz değerler ise öyle zor değişir ki, örneğin Hristiyan bir ailenin çocuğunun Müslüman olmak istemesi ve müslümanlığı araştırmasını ya da tam tersinin gerçekleşmesi, fakir veya orta kesimin altındaki sosyal çevrede dünyaya gelmiş bir çocuğun bu fakirlik çemberini yırtması, köy kültürüne sahip bir ailede dünyaya gelen çocuğun, batılı anlamda şehirleşmesi sıradan şeyler değillerdir. Bunlar oldukça zor, yoğun gayret ve şans isteyen öyle zor şeylerdir ki bunları yapmış kişilerin hayatları romanlara konu olur.

Oldukça doğal olan Rita’ya özgü tavır ve mimikler oyun boyunca hemen hiç değişmedi. Rita’nın yeni kültürünün üzerinden geçen zamanı ise ancak onun kıyafetlerinin mevsimlere uyumuyla anlaşılabiliyor.

İngiltere’deki sınıf ayrımı ve eğitim sistemindeki çarpıklık teması üzerine kurulu olan oyunu, Türkiye’deki eğitim sistemindeki çarpıklık ve sınıf ayrımı üzerine de pekala kurabiliriz. Üzülmeye gerek yokmuş, oradaki öğrenciler de eğitim sisteminden ezbercilikten, sınava dayalı eğitimden şikayetçiymiş.

Frenk’in Rita’ya duyduğu aşk ise tamamen doğal tavırları, özentiden uzak ve sadeliği ile sağladığı kendine özgülük kaynaklıydı. Çünkü Frenk’in çevresinde böyle insanlar yoktu. Rita değiştikçe Frenk acı çekti. Tema olarak belki sıradışı değil, ancak tüm filmler ve oyunlar oyuncularıyla değer kazanırlar.

Son olarak oyun hakkında bilgiler:

Konu : Komedi ve dramın iç içe geçmiş olduğu bir oyun. Dr. Frank öğrencileriyle yaptığı keyifli edebiyat derslerini sokaktaki insana de ulaştırmak için açık dersler vereceği yönünde bir duyuru yapar. Bu duyuruya yirmi altı yaşında, cin gibi, zeki, her şeyi öğrenmek isteyen ama ucuz aşk romanları okumayı seven berber kız Rita dan başka müracaat eden olmaz. Hayata çok farklı bakan iki insan birbirine yakınlaşarak yavaş yavaş birbirlerinin hayatını etkiler. Rita, Dr. Frank tan öğrendikleriyle kendisine olan özgüvenini arttırarak keşfettikleriyle özgürleşmeye başlar. Dr. Frank a gelince… Bunu lütfen gelin ve gözlerinizle görün.

ritaYazan: Willy Russel
Çeviren: Sevgi Şanlı
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Dekor Tasarım: Hakan Dündar
Giysi Tasarım: Esra Selah
Işık Tasarım: Özer Kuşkaya
Dramaturg: Canan Kırımsoy
Müzik: Joel Simson
 Oyuncular : Tülay Günal, Çetin Tekindor
Categories: tiyatro
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.